Şoka Giriş
Her yıl acil servislere 1 milyondan fazla hasta şok
tablosuyla başvurur. Bu başvurularda mortalite oranı %20-50 arasında
değişmektedir. Şokun hem mortalitesinin fazla olması hem de tedavide
dakikaların dahi öneminin olması tedavinin tanının önüne geçtiği bir tablo
olmasına neden olur. Şok; tanım olarak dokuların gereksinimi olan metabolik
substratların ve oksijeniri karşılanamaması sonucu ortaya çıkan ve doku
perfüzyon bozukluğu ile seyreden akut bir durum olarak tarif edilir.
Şokun Patofizyolojisi
İlk şok terimi ingiliz cerrah Guthrie tarafından 1815'te
ekstremitede ateşli silah yaralanması sonrası patofizyolojiyi anlatmak için
kullanılmıştır. Daha sonra 1872'de Gross yaralanmış kas dokusu ve vagal
uyarının artmasına bağlı salınan sistemik toksinlerle , 1930' da Crıle ve sonra
Blalock travma sonrası hipovolemi ile tetiklenen şok tablosunu göstermiştir.
Hücresel düzeydeki geri dönüşümsüz hasarlarıma 1940'larda Wigger tarafından
açıklanmaya çalışılmıştır. Modern araştırmalar şoktaki patofızyolojiye
odaklanmış ve bir kez daha dolaşan sistemik toksinleri gündeme getirmiştir.
Yeni olarak ise enflamatuar mediatörlerin mekanizmada asıl rolü oynadığı ileri
sürülmüştür.
Şok genel olarak dokuların oksijen gereksinimi ve oksijen
sunumu arasındaki dengenin bozulması sonucu ortaya çıkmaktadır. Yetersiz doku
perfuzyonu (kanlanması) sonucu gelişen hipoksik ve iskemik zararlanma tetik
çekici faktördür. Bu tctik çekici faktörler nedeniyle çeşitli mediatörler
salınır. Şokun oluşumuyla çeşitli kompanzasyon mekanizmaları devreye girer.
Karotiste yer alan baroreseptörlerdeki gerilim sempatik sinir sistemini aktive
eder. Bunun sonucunda arterioler vazokonstrüksıyon (kılcal atardamarlarda
daralma) meydana gelir. Bu durum kanın ciltten, kas-iskelet sisteminden,
böbrekten kalp ve beyin gibi hayati organlara yönlenmesine neden olur. Sempatik
sistemin aktivasyonu aynı zamanda kalp hızının artması demektir. Kalp
kontraksiyonun artması ile birlikte kardiyak output (çıkım) artar venöz
sistemde oluşan kontraksiyon (daralma) periferde göllenıneyi azaltır. Vazoaktif hormonları: epinefrin,
norepinefrin, dopamin ve kortizolürı salınımı artar. Arterioler ve venöz
kontraksiyon tetiklcnir. Auti-diürctik horrnonun salınnnı reniri anjioterısiıı sistemini
aktive ederek su ve sodyum tutulumunu sağlar. intravasküler hacim yükseltilmeye
çalışılır. Bütün bu kompanzasyon mekanizmalarının hedefi koroner ve serebral
(kalp ye beyin) kan akımını arttırmaktır. Şok tablosu devam ettikçe bu
sistemlerin de yetersiz kalmasıyla dekomparıze döneme girilir.
Şokun Etyolojisi
Etiyolojilerine göre şok dörde ayrılır. Bu ayrım şu
şekildedir:
LHipovolemik: Dolaşan hacimdeki yetersizliğe bağlı
2-Kardiyojenik: Kalp pompa yetmezliğine bağlı
3-Distribütif: Damar içi kan dağılımının bozulmasına bağlı
4-Obstrüktif: Kan
akımını engelleyen ekstra kardiyak nedenlere bağlı kanamalara bağlı gelişen hemorajik
şokta oluşan kan kaybı nedeniyle kardiyak outputta düşmeye olarak kan dolaşımı bozulur.
Kardiyojenik şokta ise kalpte oluşan iskemi, miyopati veya kapak yetmezliğine bağlı
kalp pompalamasının yetmezliği söz konusudur Distribütif şokta esas olarak hücresel
metabolizma bozulmuştur.. Hücrelerin oksijen sunma kapasiteleri devreden çıkar.
Obstrüktif şok kalbin engele bağlı olar tk kardiyak atım hacminin azalması ile
oluşur. Nörojenik şokta ise sistemik kontrolun kaybına bağlı vasküler alanda
göllenme meydana gelir
Travma ma sonrası gelişen sok tablosu birçok faktörü
birlikte bulundurabilir. Başlangıç fazı genelde hemorajiktir ve kanamaya bağlı
perfüzyon azalır. Kalp veya spinal kord yaralanması da varsa kardiyojenik ve nörojenik mekanizmaları da devreye
girmesiyle tedaviye yanıtsız hipotansiyon görülebilir Septik şok ise günler
içinde gelişir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder